Türkiye’de kadın cinayetleri ve şüpheli ölümler artış göstermeye devam ediyor. 2026 yılının ilk üç ayında en az 11 kadının “yüksekten düşme” sonucu yaşamını yitirmesi, bu sorunun ne denli ciddi olduğunu gözler önüne seriyor. Ardışık olarak gerçekleşen bu vakalar, kadınlara yönelik şiddetin yeni bir boyut kazandığını ve devletin soruşturma konusundaki yetersizliğini ortaya koyuyor.
Avukat Çağla Gül Bulut, bu olayların tesadüf olmadığını belirtiyor. “Şule Çet davası gibi örneklerle, bu tür ölümlerin intihar veya kaza olarak nitelendirilse de aslında cinayet şüphesi taşıdığı aşikardır. Kadına yönelik şiddet ve cinayetler söz konusu olduğunda, devletin etkin bir soruşturma yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Dolayısıyla, özellikle yüksekten düşme gibi şüpheli ölümlerde, olayın başından itibaren kasten öldürme şüphesiyle hareket edilmesi zorunludur. Aksi takdirde, delillerin kaybolması kaçınılmazdır” dedi.
Bulut, etkili bir soruşturmanın gerekliliğine de dikkat çekti. “Olay yeri hemen incelenmeli, kamera kayıtları zaman kaybetmeden toplanmalı ve düşmenin nasıl gerçekleştiği bilimsel olarak analiz edilmelidir. Maalesef artan kadın cinayetleri karşısında bazı faillerin delil bırakmamak için bu yöntemi tercih ettiklerine dair ciddi şüpheler var. Bu nedenle, bu tür ölümlere doğrudan intihar veya kaza olarak yaklaşmak, gerçeğin ortaya çıkmasını engellemektedir. Bu ölümler sıradan değil, sistematik bir sorunun işaretidir” ifadelerini kullandı.
Bu durum, yalnızca kadınlar için değil, toplumsal cinsiyet eşitliği için de önemli bir tehdit oluşturuyor. Kadınların güvenliğinin sağlanması ve şiddete karşı etkin önlemlerin alınması gerekliliği bir kez daha gündeme geliyor.