1977’de yaşanan kanlı 1 Mayıs olayını ‘Son Durak’ romanıyla kaleme alan Kemal Anadol ile bu trajik günü konuştuk. Anadol, “Katliamın aydınlatılması şart,” diyor. 49 yıl önce İstanbul Taksim Meydanı’nda meydana gelen bu olay, Türkiye’nin emek, demokrasi ve siyasi mücadelesi açısından tarihi bir kırılmayı temsil ediyor. Her yıl 1 Mayıs yaklaşırken, o gün yaşanan acılar yeniden akıllarımızda canlanıyor. Bu trajedinin hâlâ tam olarak aydınlatılmamış olması, o günün tanıkları olarak bize unutmama ve unutturmama yükümlülüğü getiriyor.
Kemal Anadol, 1 Mayıs 1977 olayını “demokrasimizin üstünde bir kara leke” olarak tanımlıyor. Ona göre, bu olay, siyasi cinayetler zincirinin ilk halkasını oluşturuyor ve aydınlatılması sadece siyasi tarihimizi değil, aynı zamanda demokratik yapımızı da etkileyecek. Anadol, o dönemin siyasi ve ekonomik koşullarını değerlendirirken, 1970’li yılların Türkiye için kritik bir dönem olduğunu belirtiyor. “27 Mayıs 1961 Anayasası’ndan rahatsız olan sermaye grupları ve dış güçler, demokratik hakları kısıtlamak için 12 Mart 1971 muhtırasını organize ettiler. Ancak sol dalga hızla büyüyordu,” diyor.
Anadol, Türkiye’nin o dönemdeki ekonomik durumunun son derece kötü olduğunu ifade ediyor. “İsviçre ve Japonya bankaları Merkez Bankası’nın çeklerini kabul etmiyordu. Ülkede terörle başa çıkılamıyordu ve CHP, 25 aylık Milliyetçi Cephe hükümetinin bilançosunu ortaya koyuyordu: 200 ölü, 3 bin 900 yaralı, kapalı okullar…” şeklinde açıklamalar yapıyor.
Uluslararası güçlerin bu katliamdaki rolü hakkında neler düşündüğünü sorduğumuzda, Anadol, CIA gibi yabancı istihbarat örgütlerinin bu olaylarla bağlantılı olabileceğini savunuyor. Cumhuriyet gazetesi yazarı Uğur Mumcu ve Vatan gazetesi yazarı İlhami Soysal’ın bu konudaki araştırmalarına değinerek, katliamın hemen ardından sorulan soruların yanıtsız kaldığını hatırlatıyor.
1 Mayıs’ın resmi bayram olması için neler yapıldığına dair bilgi veren Anadol, 5 Haziran 1977 seçimlerinde milletvekili seçildiğini ve arkadaşlarıyla birlikte bu yönde bir yasa önerisi sunduklarını aktarıyor. Ancak, tüm çabalara rağmen sonuç alamadıklarını belirtiyor. 1980 darbesinin ardından, 1 Mayıs 1978 törenlerine katıldığı için sıkıyönetim altında soruşturma geçirdiğini dile getiriyor. Beş yıl süren siyasi yasaklarının ardından 1987’de tekrar Meclis’e girdiğinde, kanlı 1 Mayıs olayının üzerine gitmek istediğini ve bu bağlamda yaptığı araştırma önerilerinin reddedildiğini hatırlatıyor. Her şeye rağmen, bu trajik olayın unutulmaması için mücadele etmeye devam edeceğini vurguluyor.